LanguageKnow Home · Browse Languages · All languages dictionary index

Turkish Dictionary — Turkey

This page lists every public Turkish entry in the LanguageKnow community dictionary. It currently lists 182 words and 55 phrases. This data is openly available at no cost for language preservation and research, with attribution to LanguageKnow. You can return to the home page or browse all languages at any time.

Turkish (Turkey)

Browse Turkish and other languages on LanguageKnow

Words (182)

Aç gözlü (Turkish) adjective Verified

Greedy

Example: Aç gözlü insanlar, başkalarının haklarını hiçe sayabilirler.

Açık fikirli (Turkish) adjective Verified

Open-minded

Example: Açık fikirli olmak, farklı kültürleri anlamaya yardımcı olur.

Açık hava (Turkish) noun phrase Verified

Open air

Example: Açık hava konserleri yaz aylarında çok popülerdir.

Açık hava etkinliği (Turkish) noun phrase Verified

Open-air event

Example: Açık hava etkinlikleri, yaz aylarında daha sık düzenlenir.

Açık hava etkinlikleri (Turkish) noun phrase Verified

Open-air events

Example: Açık hava etkinlikleri, yaz aylarında şehrin sosyal hayatını canlandırır.

Açık hava festivali (Turkish) noun phrase Verified

Open-air festival

Example: Açık hava festivali, yerel sanatçıların performanslarına ev sahipliği yapıyor.

Açık hava festivalleri (Turkish) noun phrase Verified

Open-air festivals

Example: Açık hava festivalleri, yaz aylarında şehrin kültürel takviminde önemli bir yer tutar.

Açık hava hapishanesi (Turkish) noun phrase Verified

Open-air prison

Example: Küçük bir kasabada yaşamak, bazen açık hava hapishanesi gibi hissedilebilir.

Açık hava konseri (Turkish) noun phrase Verified

Open-air concert

Example: Açık hava konseri, yaz akşamlarının vazgeçilmezi olmuştur.

Açık hava konserleri (Turkish) noun phrase Verified

Open-air concerts

Example: Açık hava konserleri, yaz aylarında şehrin en popüler etkinliklerindendir.

Açık hava müzeleri (Turkish) noun phrase Verified

Open-air museums

Example: Açık hava müzeleri, tarih ve doğa severler için idealdir.

Açık hava müzesi (Turkish) noun phrase Verified

Open-air museum

Example: Açık hava müzesinde tarihi taş yapıları görebilirsiniz.

Açık hava pazarı (Turkish) noun phrase Verified

Open-air market

Example: Açık hava pazarında taze meyve ve sebzeler satılıyor.

Açık hava pazarları (Turkish) noun phrase Verified

Open-air markets

Example: Açık hava pazarları, taze ürünleri uygun fiyatlarla sunar.

Açık hava sinemaları (Turkish) noun phrase Verified

Open-air cinemas

Example: Açık hava sinemaları, yaz akşamlarının vazgeçilmez etkinliklerindendir.

Açık hava sineması (Turkish) noun phrase Verified

Open-air cinema

Example: Açık hava sinemasında eski Türk filmleri gösteriliyor.

Açık hava tiyatroları (Turkish) noun phrase Verified

Open-air theaters

Example: Açık hava tiyatroları, yaz akşamlarında ailelerin tercih ettiği mekanlardır.

Açık hava tiyatrosu (Turkish) noun phrase Verified

Open-air theater

Example: Açık hava tiyatrosunda bu akşam bir konser var.

Açlıktan ölmek (Turkish) verb phrase Verified

To starve

Example: Bugün öğle yemeğini kaçırdık, açlıktan ölüyoruz!

açmak (Turkish) verb Verified

to open

Example: Kapıyı açmayı unuttum.

adam (Turkish) noun Verified

man

Example: Adam parka gitti.

ağır (Turkish) adjective Verified

heavy

Example: Ağır bir çanta taşıyorum.

Ağzı açık kalmak (Turkish) verb phrase Verified

To be surprised or shocked

Example: Seni o adamla görünce ağzım açık kaldı. Bunu nasıl yaparsın?

Ağzından bal damlıyor (Turkish) verb phrase Verified

To speak very sweetly

Example: Sevgilinle konuşurken ağzından bal damlıyor.

aile (Turkish) noun Verified

family

Example: Ailem benim için her şey demektir.

akraba (Turkish) noun Verified

relative

Example: Akrabalarımızı sık sık ziyaret ederiz.

alışveriş (Turkish) noun Verified

shopping

Example: Alışveriş yapmak için alışveriş merkezine gitti.

alışveriş merkezi (Turkish) noun Verified

shopping center

Example: Alışveriş merkezi oldukça kalabalıktı.

almak (Turkish) verb Verified

to take, to buy

Example: Marketten ekmek alacağım.

altı (Turkish) number Verified

six

Example: Altı tane kalemim var.

Altın bilezik gibi (Turkish) idiom Verified

Like a golden bracelet

Example: Bu anı, altın bilezik gibi koruyacağım.

anne (Turkish) noun Verified

mother

Example: Annem çok iyi bir aşçı.

Anneden gelen nasihat (Turkish) idiom Verified

Advice from the mother

Example: Anneden gelen nasihat her zaman değerlidir.

asla (Turkish) adverb Verified

never

Example: Asla pes etme.

Ateşle oynamak (Turkish) idiom Verified

To play with fire

Example: Ateşle oynamak, sonuçlarını düşünmeden hareket etmek demektir.

aynı (Turkish) adjective Verified

same

Example: Aynı fikirdeyiz.

baba (Turkish) noun Verified

father

Example: Babam öğretmenlik yapıyor.

babaannem (Turkish) noun Verified

my grandmother (father's side)

Example: Babaannem geçmişte kahve yapmayı çok severdi.

Balık kavağa çıkınca (Turkish) verb phrase Verified

Never, impossible

Example: Balık kavağa çıkınca bu iş tamamlanır.

Başının etini yemek (Turkish) verb phrase Verified

To nag at someone

Example: Sürekli başının etini yediği için bıktım.

bazen (Turkish) adverb Verified

sometimes

Example: Bazen erken uyanırım.

beklemek (Turkish) verb Verified

to wait

Example: Arkadaşımı beklemek zorundayım.

berbat (Turkish) adjective Verified

terrible

Example: Bu film berbat.

beş (Turkish) noun Verified

five

Example: Beş parmağım var.

beyaz (Turkish) adjective Verified

white

Example: Beyaz bir masa alacağız.

bir (Turkish) noun Verified

one

Example: Bir elma aldım.

Bir çuval inciri berbat etmek (Turkish) idiom Verified

To ruin a sack of figs

Example: O konuşma ile bir çuval inciri berbat etti.

Bir işin altından kalkmak (Turkish) idiom Verified

To handle a job

Example: Bu projeyi bir işin altından kalkarak tamamladı.

Burnu havada (Turkish) adjective Verified

Arrogant

Example: Yeni müdürümüz biraz burnu havada biri.

büyük (Turkish) adjective Verified

big, large

Example: Bu ev çok büyük.

büyükanne (Turkish) noun Verified

grandmother

Example: Büyükanne çok sevimli.

çabuk (Turkish) adverb Verified

quickly

Example: Çabuk gel.

çalışmak (Turkish) verb Verified

to work

Example: Her gün çok çalışıyorum.

çek (Turkish) noun Verified

check

Example: Çekle ödeme yapmak istiyorum.

çekici (Turkish) adjective Verified

attractive

Example: O çekici bir kadındır.

çirkin (Turkish) adjective Verified

ugly

Example: O çirkin bir davranıştı.

çizmek (Turkish) verb Verified

to draw

Example: Kağıda bir resim çizeceğim.

çocuk (Turkish) noun Verified

child

Example: Çocuklar parka gitti.

dayı (Turkish) noun Verified

maternal uncle

Example: Dayım müzikle ilgileniyor.

Devede kulak (Turkish) noun phrase Verified

Something very small compared to the whole

Example: Bu masraf, şirketin bütçesinde devede kulak bile değil.

Diğer tarafın bacağını kırmak (Turkish) idiom Verified

To break the other leg

Example: O planı yaparsan, diğer tarafın bacağını kırmış olursun.

dikkatlice (Turkish) adverb Verified

carefully

Example: Dikkatlice dinleyin.

Dilinde tüy bitmek (Turkish) verb phrase Verified

To become tired of repeating

Example: Dilimde tüy bitti ama çocuklara odalarını toplamayı yine de öğretemedim.

dokuz (Turkish) number Verified

nine

Example: Dokuz gün tatil yapıyorum.

dört (Turkish) number Verified

four

Example: Dört arkadaşım var.

dünya (Turkish) noun Verified

world

Example: Dünya çok büyük bir yer.

düşünmek (Turkish) verb Verified

to think

Example: Sana bu konuda ne düşündüğümü söylemek istiyorum.

el (Turkish) noun Verified

hand

Example: Elini yıkadın mı?

Elma dersem elma, armut dersem armut (Turkish) idiom Verified

If I say apple, it's an apple; if I say pear, it's a pear

Example: Söylediklerimde doğru anla, elma dersem elma diyorum.

(Turkish) noun Verified

spouse

Example: Eşimle tatile gitmeyi planlıyoruz.

eski (Turkish) adjective Verified

old

Example: Eski bir kitap buldum.

Etekleri zil çalmak (Turkish) verb phrase Verified

To be extremely happy

Example: Tatile çıkacağımızı duyunca etekleri zil çalmaya başladı.

fatura (Turkish) noun Verified

invoice

Example: Faturayı ödemeyi unuttum.

fiyat (Turkish) noun Verified

price

Example: Bu ürünün fiyatı çok yüksek.

gelmek (Turkish) verb Verified

to come

Example: Arkadaşım akşam yemeğine gelecek.

genç (Turkish) adjective Verified

young

Example: Genç bir kadınım.

girmek (Turkish) verb Verified

to enter

Example: Odaya girmeden önce kapıyı çaldım.

gitmek (Turkish) verb Verified

to go

Example: Okula gitmek zorundayım.

giyinmek (Turkish) verb Verified

to dress

Example: Dışarı çıkmadan önce giyinmem gerekiyor.

görmek (Turkish) verb Verified

to see

Example: Dün gece güzel bir film izledim.

Göründüğünden daha fazlası (Turkish) idiom Verified

More than meets the eye

Example: Bu olay, göründüğünden daha fazlası.

göz (Turkish) noun Verified

eye

Example: Gözlerim ağrıyor.

Göz boyamak (Turkish) verb phrase Verified

To deceive

Example: Bu rapor sadece göz boyamak için hazırlanmış.

Göz var izan var (Turkish) idiom Verified

There is vision in the eyes

Example: Bu durumu değerlendirirken göz var izan var.

Göz var nizam var (Turkish) idiom Verified

There is an order to everything

Example: Her şeyi dağınık bırakma, göz var nizam var.

Gözden düşmek (Turkish) verb phrase Verified

To fall into disfavor

Example: İnanamıyorum. Sigara mı içiyorsun? Şu anda gözümden düştün.

güçlü (Turkish) adjective Verified

strong

Example: O güçlü bir adamdır.

gülmek (Turkish) verb Verified

to laugh

Example: Komik bir film izlemek beni güldürdü.

gün (Turkish) noun Verified

day

Example: Bugün hava çok güzel.

güvenli (Turkish) adjective Verified

safe

Example: Bu bölge çok güvenlidir.

güzel (Turkish) adjective Verified

beautiful

Example: Güzel bir gün geçiriyoruz.

güzelce (Turkish) adverb Verified

beautifully

Example: Şarkıyı güzelce söylediler.

hafif (Turkish) adjective Verified

light

Example: Hafif bir rüzgar esiyor.

hala (Turkish) noun Verified

aunt

Example: Halası çok güzel yemekler yapar.

Hapı yutmak (Turkish) verb phrase Verified

To be in trouble

Example: Eyvah! Hapı yuttuk!

hareket etmek (Turkish) verb Verified

to move

Example: Hayvanlar sürekli hareket eder.

hayat (Turkish) noun Verified

life

Example: Hayat kısa, kuşlar uçuyor.

her zaman (Turkish) adverb Verified

always

Example: Her zaman seni destekleyeceğim.

hızlı (Turkish) adjective Verified

fast

Example: Hızlı koşuyor.

iki (Turkish) number Verified

two

Example: İki kedim var.

İki arada bir derede kalmak (Turkish) idiom Verified

To be stuck between two rivers

Example: İki arada bir derede kalmak zorunda kaldım.

ilginç (Turkish) adjective Verified

interesting

Example: Bu kitap çok ilginç.

indirim (Turkish) noun Verified

discount

Example: Kampanya sırasında %20 indirim vardı.

istemek (Turkish) verb Verified

to want

Example: Yeni bir telefon almak istiyorum.

iyi (Turkish) adjective Verified

good

Example: Bu yemek çok iyi olmuş.

kadın (Turkish) noun Verified

woman

Example: Kadın pazara gitti.

Kafasında kırk tilki dolaşıyor (Turkish) verb phrase Verified

To be full of cunning ideas

Example: Patronun kafasında kırk tilki dolaşıyor, her şeyi planlamış.

Kafayı yemek (Turkish) verb phrase Verified

To go crazy

Example: Bu kadar iş yüküyle kafayı yiyeceğim!

kampanya (Turkish) noun Verified

campaign

Example: Yaz kampanyası başlıyor.

kapatmak (Turkish) verb Verified

to close

Example: Lütfen pencereyi kapat.

kardeş (Turkish) noun Verified

sibling

Example: Kardeşimle sinemaya gittik.

kayınbirader (Turkish) noun Verified

brother-in-law

Example: Kayınbiraderim ile futbol oynuyoruz.

kayınvalide (Turkish) noun Verified

mother-in-law

Example: Kayınvalidem çok nazik bir insan.

kedi (Turkish) noun Verified

cat

Example: Kedim çok sevimli.

Kedi gibi olmak (Turkish) idiom Verified

To be like a cat

Example: Bu işte kedi gibi olmalısın, her an dikkatli ol.

Kedi olalı bir fare tuttun (Turkish) verb phrase Verified

Finally doing something expected

Example: Kedi olalı bir fare tuttun, sonunda proje bitti.

Kervan yolda düzülür (Turkish) idiom Verified

The caravan is arranged on the road

Example: Bu projeye başlarken endişelenme, kervan yolda düzülür.

kırmızı (Turkish) adjective Verified

red

Example: Kırmızı elbiseyi beğendim.

kolayca (Turkish) adverb Verified

easily

Example: Bu soruyu kolayca çözebilirim.

köpek (Turkish) noun Verified

dog

Example: Köpeğim bahçede oynuyor.

koşmak (Turkish) verb Verified

to run

Example: Sabahları koşmak sağlıklıdır.

kötü (Turkish) adjective Verified

bad

Example: Hava bugün kötü.

koymak (Turkish) verb Verified

to put

Example: Anahtarı masanın üzerine koydum.

küçük (Turkish) adjective Verified

small, little

Example: Kedim küçük bir kedi.

kulak (Turkish) noun Verified

ear

Example: Kulaklarımda tıkanıklık var.

kullanmak (Turkish) verb Verified

to use

Example: Bilgisayarımı her gün kullanıyorum.

Kumaşından belli olmak (Turkish) idiom Verified

To be revealed by one's fabric

Example: Kumaşından belli olmakla, güvenilir biri olduğunu kanıtladı.

kupon (Turkish) noun Verified

coupon

Example: Kupon kodunu kullanmayı unutma.

kuzen (Turkish) noun Verified

cousin

Example: Kuzenimle birlikte sinemaya gideceğim.

madde (Turkish) noun Verified

item

Example: Almak istediğin madde burada.

mavi (Turkish) adjective Verified

blue

Example: Mavi gökyüzü çok güzel.

mor (Turkish) adjective Verified

purple

Example: Mor bir elbise arıyorum.

nakit (Turkish) noun Verified

cash

Example: Nakit ile ödeme yapılabilir.

nene (Turkish) noun Verified

grandmother (dialect)

Example: Nene benim en büyük destekçimdir.

ödeme (Turkish) noun Verified

payment

Example: Ödemeyi nakit yaptım.

öğrenmek (Turkish) verb Verified

to learn

Example: Yeni bir dil öğrenmek zor ama eğlenceli.

on (Turkish) noun Verified

ten

Example: On kitap aldım.

para (Turkish) noun Verified

money

Example: Cebimde yeterince para var.

pazar (Turkish) noun Verified

market

Example: Bugün pazar da taze sebzeler aldım.

sanal alışveriş (Turkish) noun Verified

online shopping

Example: Sanal alışveriş yapmak çok kolay.

sarı (Turkish) adjective Verified

yellow

Example: Sarı çiçekler açtı.

şarkı söylemek (Turkish) verb Verified

to sing

Example: Onlar birlikte şarkı söylüyorlar.

satıcı (Turkish) noun Verified

seller

Example: Satıcı çok yardımcı oldu.

satmak (Turkish) verb Verified

to sell

Example: Bu kitabı satmak istiyorum.

sekiz (Turkish) number Verified

eight

Example: Sekiz pasta yapacağım.

sepet (Turkish) noun Verified

basket

Example: Sepetimi doldurdum.

sert (Turkish) adjective Verified

hard

Example: Sert bir yüzeyde çalışmak zor.

şey (Turkish) noun Verified

thing

Example: Bu şey çok pahalı.

seyretmek (Turkish) verb Verified

to watch

Example: TV'de bir belgesel seyrediyoruz.

şirin (Turkish) adjective Verified

cute

Example: Şirin bir köpek gördüm.

siyah (Turkish) adjective Verified

black

Example: Siyah bir çanta alacağım.

sık sık (Turkish) adverb Verified

often

Example: Sık sık sinemaya giderim.

sıkıcı (Turkish) adjective Verified

boring

Example: Bu ders çok sıkıcı.

Sırtınıza yük olmamak (Turkish) idiom Verified

Not to be a burden on your back

Example: Bütün yük bende, sırtınıza yük olmamak zorundasınız.

sünü (Turkish) noun Verified

nephew/niece (dialect)

Example: Sünü bahçede oyun oynuyor.

taksit (Turkish) noun Verified

installment

Example: Bu ürün için taksit seçeneği var mı?

Taş üstünde taş bırakmamak (Turkish) idiom Verified

Not to leave a stone upon a stone

Example: O kadar öfkeliydi ki taş üstünde taş bırakmadı.

tehlikeli (Turkish) adjective Verified

dangerous

Example: Bu yol çok tehlikelidir.

torun (Turkish) noun Verified

grandchild

Example: Torunum benimle oynamak istiyor.

turuncu (Turkish) adjective Verified

orange

Example: Turuncu balonlar çok güzel.

üç (Turkish) noun Verified

three

Example: Üç kuzu var.

Üç kağıtçılık yapmak (Turkish) idiom Verified

To engage in trickery

Example: Üç kağıtçılık yapmaktan korkmuyor.

ürün (Turkish) noun Verified

product

Example: Yeni ürünler geldi.

uzun (Turkish) adjective Verified

long

Example: Uzun bir yolculuktan geldim.

vermek (Turkish) verb Verified

to give

Example: Öğretmen öğrencilere kitaplarını verdi.

yapmak (Turkish) verb Verified

to do, to make

Example: Ödevimi yapmak zorundayım.

yavaş (Turkish) adjective Verified

slow

Example: Yavaş yavaş ilerliyoruz.

yavaşça (Turkish) adverb Verified

slowly

Example: Yavaşça konuş.

yazmak (Turkish) verb Verified

to write

Example: Günlüğüme yazmayı unuttum.

yedi (Turkish) number Verified

seven

Example: Yedi kitabı bitirdim.

yemek (Turkish) verb Verified

to eat

Example: Akşam yemeği için masa hazırlıyorum.

yenge (Turkish) noun Verified

sister-in-law

Example: Yengem yeni bir iş buldu.

yeni (Turkish) adjective Verified

new

Example: Yeni bir telefon aldım.

yeşil (Turkish) adjective Verified

green

Example: Yeşil çimenler çok taze.

yirmi (Turkish) noun Verified

twenty

Example: Yirmi yaşındayım.

yıl (Turkish) noun Verified

year

Example: Bu yıl çok çalışacağım.

yol (Turkish) noun Verified

way, road

Example: Bu yol çok uzun.

yüksek (Turkish) adjective Verified

high

Example: Burası çok yüksek bir dağ.

Yüksekten düşmek (Turkish) idiom Verified

To fall from a height

Example: Başarılı bir dönemden sonra yüksekten düştü.

yumuşak (Turkish) adjective Verified

soft

Example: Bu yastık çok yumuşak.

yüzmek (Turkish) verb Verified

to swim

Example: Yazın denizde yüzmeyi severim.

zayıf (Turkish) adjective Verified

weak

Example: O zayıf bir kadındır.

Phrases (55)

Açık hava havuzuna erişim var mı? (Turkish) Verified

Is there access to the outdoor pool?

Aniden her şey değişti. (Turkish) Verified

Suddenly, everything changed.

Anlaşmamızın detaylarını gözden geçirelim. (Turkish) Verified

Let's review the details of our agreement.

Anlaşmanın şartlarını gözden geçirdim. (Turkish) Verified

I have reviewed the terms of the agreement.

Banyoda havlular var mı? (Turkish) Verified

Are there towels in the bathroom?

Bir bilge, birçok sır saklıydı. (Turkish) Verified

A sage kept many secrets.

Bir bilgelik yüzyıllar boyunca aktı. (Turkish) Verified

A wisdom flowed for centuries.

Bir çözüm bulmamız gerekiyor. (Turkish) Verified

We need to find a solution.

Bir dost yardımına koştu. (Turkish) Verified

A friend rushed to help.

Bir gün bir yolculuk başlayacak. (Turkish) Verified

One day a journey will begin.

Bir örnek üzerinden geçelim. (Turkish) Verified

Let's go through an example.

Bir zamanlar uzak bir köyde... (Turkish) Verified

Once upon a time in a distant village...

Bu bağlamda, önerimi dikkate almanızı rica ediyorum. (Turkish) Verified

In this context, I kindly request you to consider my proposal.

Bu konuda belirli bir zamanlama yapmalıyız. (Turkish) Verified

We need to establish a specific timeline on this matter.

Bu konuda ortak bir fayda bulmalıyız. (Turkish) Verified

We should find a common benefit regarding this issue.

Bu odanın fiyatı nedir? (Turkish) Verified

What is the price of this room?

Bu otelin politikaları nelerdir? (Turkish) Verified

What are the policies of this hotel?

Büyük bir tehlike kapıdaydı. (Turkish) Verified

A great danger was at the door.

Check-in saat kaçta yapılacak? (Turkish) Verified

What time will check-in be?

Düşman, beklenmedik bir anda ortaya çıktı. (Turkish) Verified

The enemy appeared unexpectedly.

Faturamı nasıl ödeyebilirim? (Turkish) Verified

How can I pay my bill?

Fiyat konusunda daha fazla esneklik sağlayabilir miyiz? (Turkish) Verified

Can we provide more flexibility regarding the price?

Geceleme fiyatı ne kadar? (Turkish) Verified

How much is the overnight rate?

Giriş işlemlerimi nasıl yapabilirim? (Turkish) Verified

How can I complete my check-in process?

Gün doğarken yeni umutlar belirdi. (Turkish) Verified

As the sun rose, new hopes emerged.

Hedeflerimizi net bir şekilde belirlemeliyiz. (Turkish) Verified

We should clearly define our objectives.

İlerlemek için bazı tavizler vermemiz gerekebilir. (Turkish) Verified

We may need to make some concessions to move forward.

Kahramanımız çok cesurdu. (Turkish) Verified

Our hero was very brave.

Kahvaltı saat kaçta? (Turkish) Verified

What time is breakfast?

Karşılıklı anlayış geliştirmeye odaklanmalıyız. (Turkish) Verified

We should focus on developing mutual understanding.

Karşılıklı menfaatlerimizi göz önünde bulundurmalıyız. (Turkish) Verified

We should consider our mutual interests.

Kayıp bir hazine arayışı. (Turkish) Verified

A quest for a lost treasure.

Kayıp ruhu bulmak için yola çıktılar. (Turkish) Verified

They set out to find the lost spirit.

Konaklama süresi ne kadar? (Turkish) Verified

What is the duration of the accommodation?

Köyün halkı endişeliydi. (Turkish) Verified

The villagers were worried.

Masal burada başlar. (Turkish) Verified

The tale begins here.

Mini bar içindeki içecekler hangi fiyatlarda? (Turkish) Verified

What are the prices for the drinks in the minibar?

Müzakere şartlarını belirlemek önemlidir. (Turkish) Verified

It is important to determine the terms of negotiation.

Oda servisi mevcut mu? (Turkish) Verified

Is room service available?

Oda temizliği nasıl yapılıyor? (Turkish) Verified

How is the room cleaning done?

Odamda Wi-Fi var mı? (Turkish) Verified

Is there Wi-Fi in my room?

Odayı değiştirmek istiyorum. (Turkish) Verified

I would like to change my room.

Olan her şey bir rüya gibiydi. (Turkish) Verified

Everything that happened felt like a dream.

Ortada bir çatışma yok, anlaşmaya varabiliriz. (Turkish) Verified

There is no conflict; we can reach an agreement.

Otelin sunduğu hizmetler neler? (Turkish) Verified

What services does the hotel offer?

Rezervasyon yaptırmak istiyorum. (Turkish) Verified

I would like to make a reservation.

Sana nasıl yardımcı olabilirim? (Turkish) Verified

How can I assist you?

Sır dolu bir geceydi. (Turkish) Verified

It was a night full of secrets.

Sonuçta her iki taraf için kazançlı bir çözüm bulmalıyız. (Turkish) Verified

Ultimately, we need to find a solution that benefits both parties.

Sonunda, hepsi bir araya geldi. (Turkish) Verified

In the end, they all came together.

Tam da o sırada gökyüzü karardı. (Turkish) Verified

Just at that moment, the sky darkened.

Tarafların ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalıyız. (Turkish) Verified

We should consider the needs of both parties.

Teklifinizi dikkate alıyorum. (Turkish) Verified

I am considering your offer.

Tekliflerinizi değerlendirirken, dikkatli olmalıyız. (Turkish) Verified

We should be cautious when evaluating your proposals.

Zaman geçtikçe, her şey unutuldu. (Turkish) Verified

As time passed, everything was forgotten.

Open the interactive LanguageKnow Dictionary