Greedy
Example: Aç gözlü insanlar, başkalarının haklarını hiçe sayabilirler.
LanguageKnow Home · Browse Languages · All languages dictionary index
This page lists every public Turkish entry in the LanguageKnow community dictionary. It currently lists 182 words and 55 phrases. This data is openly available at no cost for language preservation and research, with attribution to LanguageKnow. You can return to the home page or browse all languages at any time.
Browse Turkish and other languages on LanguageKnow
Greedy
Example: Aç gözlü insanlar, başkalarının haklarını hiçe sayabilirler.
Open-minded
Example: Açık fikirli olmak, farklı kültürleri anlamaya yardımcı olur.
Open air
Example: Açık hava konserleri yaz aylarında çok popülerdir.
Open-air event
Example: Açık hava etkinlikleri, yaz aylarında daha sık düzenlenir.
Open-air events
Example: Açık hava etkinlikleri, yaz aylarında şehrin sosyal hayatını canlandırır.
Open-air festival
Example: Açık hava festivali, yerel sanatçıların performanslarına ev sahipliği yapıyor.
Open-air festivals
Example: Açık hava festivalleri, yaz aylarında şehrin kültürel takviminde önemli bir yer tutar.
Open-air prison
Example: Küçük bir kasabada yaşamak, bazen açık hava hapishanesi gibi hissedilebilir.
Open-air concert
Example: Açık hava konseri, yaz akşamlarının vazgeçilmezi olmuştur.
Open-air concerts
Example: Açık hava konserleri, yaz aylarında şehrin en popüler etkinliklerindendir.
Open-air museums
Example: Açık hava müzeleri, tarih ve doğa severler için idealdir.
Open-air museum
Example: Açık hava müzesinde tarihi taş yapıları görebilirsiniz.
Open-air market
Example: Açık hava pazarında taze meyve ve sebzeler satılıyor.
Open-air markets
Example: Açık hava pazarları, taze ürünleri uygun fiyatlarla sunar.
Open-air cinemas
Example: Açık hava sinemaları, yaz akşamlarının vazgeçilmez etkinliklerindendir.
Open-air cinema
Example: Açık hava sinemasında eski Türk filmleri gösteriliyor.
Open-air theaters
Example: Açık hava tiyatroları, yaz akşamlarında ailelerin tercih ettiği mekanlardır.
Open-air theater
Example: Açık hava tiyatrosunda bu akşam bir konser var.
To starve
Example: Bugün öğle yemeğini kaçırdık, açlıktan ölüyoruz!
to open
Example: Kapıyı açmayı unuttum.
man
Example: Adam parka gitti.
heavy
Example: Ağır bir çanta taşıyorum.
To be surprised or shocked
Example: Seni o adamla görünce ağzım açık kaldı. Bunu nasıl yaparsın?
To speak very sweetly
Example: Sevgilinle konuşurken ağzından bal damlıyor.
family
Example: Ailem benim için her şey demektir.
relative
Example: Akrabalarımızı sık sık ziyaret ederiz.
shopping
Example: Alışveriş yapmak için alışveriş merkezine gitti.
shopping center
Example: Alışveriş merkezi oldukça kalabalıktı.
to take, to buy
Example: Marketten ekmek alacağım.
six
Example: Altı tane kalemim var.
Like a golden bracelet
Example: Bu anı, altın bilezik gibi koruyacağım.
mother
Example: Annem çok iyi bir aşçı.
Advice from the mother
Example: Anneden gelen nasihat her zaman değerlidir.
never
Example: Asla pes etme.
To play with fire
Example: Ateşle oynamak, sonuçlarını düşünmeden hareket etmek demektir.
same
Example: Aynı fikirdeyiz.
father
Example: Babam öğretmenlik yapıyor.
my grandmother (father's side)
Example: Babaannem geçmişte kahve yapmayı çok severdi.
Never, impossible
Example: Balık kavağa çıkınca bu iş tamamlanır.
To nag at someone
Example: Sürekli başının etini yediği için bıktım.
sometimes
Example: Bazen erken uyanırım.
to wait
Example: Arkadaşımı beklemek zorundayım.
terrible
Example: Bu film berbat.
five
Example: Beş parmağım var.
white
Example: Beyaz bir masa alacağız.
one
Example: Bir elma aldım.
To ruin a sack of figs
Example: O konuşma ile bir çuval inciri berbat etti.
To handle a job
Example: Bu projeyi bir işin altından kalkarak tamamladı.
Arrogant
Example: Yeni müdürümüz biraz burnu havada biri.
big, large
Example: Bu ev çok büyük.
grandmother
Example: Büyükanne çok sevimli.
quickly
Example: Çabuk gel.
to work
Example: Her gün çok çalışıyorum.
check
Example: Çekle ödeme yapmak istiyorum.
attractive
Example: O çekici bir kadındır.
ugly
Example: O çirkin bir davranıştı.
to draw
Example: Kağıda bir resim çizeceğim.
child
Example: Çocuklar parka gitti.
maternal uncle
Example: Dayım müzikle ilgileniyor.
Something very small compared to the whole
Example: Bu masraf, şirketin bütçesinde devede kulak bile değil.
To break the other leg
Example: O planı yaparsan, diğer tarafın bacağını kırmış olursun.
carefully
Example: Dikkatlice dinleyin.
To become tired of repeating
Example: Dilimde tüy bitti ama çocuklara odalarını toplamayı yine de öğretemedim.
nine
Example: Dokuz gün tatil yapıyorum.
four
Example: Dört arkadaşım var.
world
Example: Dünya çok büyük bir yer.
to think
Example: Sana bu konuda ne düşündüğümü söylemek istiyorum.
hand
Example: Elini yıkadın mı?
If I say apple, it's an apple; if I say pear, it's a pear
Example: Söylediklerimde doğru anla, elma dersem elma diyorum.
spouse
Example: Eşimle tatile gitmeyi planlıyoruz.
old
Example: Eski bir kitap buldum.
To be extremely happy
Example: Tatile çıkacağımızı duyunca etekleri zil çalmaya başladı.
invoice
Example: Faturayı ödemeyi unuttum.
price
Example: Bu ürünün fiyatı çok yüksek.
to come
Example: Arkadaşım akşam yemeğine gelecek.
young
Example: Genç bir kadınım.
to enter
Example: Odaya girmeden önce kapıyı çaldım.
to go
Example: Okula gitmek zorundayım.
to dress
Example: Dışarı çıkmadan önce giyinmem gerekiyor.
to see
Example: Dün gece güzel bir film izledim.
More than meets the eye
Example: Bu olay, göründüğünden daha fazlası.
eye
Example: Gözlerim ağrıyor.
To deceive
Example: Bu rapor sadece göz boyamak için hazırlanmış.
There is vision in the eyes
Example: Bu durumu değerlendirirken göz var izan var.
There is an order to everything
Example: Her şeyi dağınık bırakma, göz var nizam var.
To fall into disfavor
Example: İnanamıyorum. Sigara mı içiyorsun? Şu anda gözümden düştün.
strong
Example: O güçlü bir adamdır.
to laugh
Example: Komik bir film izlemek beni güldürdü.
day
Example: Bugün hava çok güzel.
safe
Example: Bu bölge çok güvenlidir.
beautiful
Example: Güzel bir gün geçiriyoruz.
beautifully
Example: Şarkıyı güzelce söylediler.
light
Example: Hafif bir rüzgar esiyor.
aunt
Example: Halası çok güzel yemekler yapar.
To be in trouble
Example: Eyvah! Hapı yuttuk!
to move
Example: Hayvanlar sürekli hareket eder.
life
Example: Hayat kısa, kuşlar uçuyor.
always
Example: Her zaman seni destekleyeceğim.
fast
Example: Hızlı koşuyor.
two
Example: İki kedim var.
To be stuck between two rivers
Example: İki arada bir derede kalmak zorunda kaldım.
interesting
Example: Bu kitap çok ilginç.
discount
Example: Kampanya sırasında %20 indirim vardı.
to want
Example: Yeni bir telefon almak istiyorum.
good
Example: Bu yemek çok iyi olmuş.
woman
Example: Kadın pazara gitti.
To be full of cunning ideas
Example: Patronun kafasında kırk tilki dolaşıyor, her şeyi planlamış.
To go crazy
Example: Bu kadar iş yüküyle kafayı yiyeceğim!
campaign
Example: Yaz kampanyası başlıyor.
to close
Example: Lütfen pencereyi kapat.
sibling
Example: Kardeşimle sinemaya gittik.
brother-in-law
Example: Kayınbiraderim ile futbol oynuyoruz.
mother-in-law
Example: Kayınvalidem çok nazik bir insan.
cat
Example: Kedim çok sevimli.
To be like a cat
Example: Bu işte kedi gibi olmalısın, her an dikkatli ol.
Finally doing something expected
Example: Kedi olalı bir fare tuttun, sonunda proje bitti.
The caravan is arranged on the road
Example: Bu projeye başlarken endişelenme, kervan yolda düzülür.
red
Example: Kırmızı elbiseyi beğendim.
easily
Example: Bu soruyu kolayca çözebilirim.
dog
Example: Köpeğim bahçede oynuyor.
to run
Example: Sabahları koşmak sağlıklıdır.
bad
Example: Hava bugün kötü.
to put
Example: Anahtarı masanın üzerine koydum.
small, little
Example: Kedim küçük bir kedi.
ear
Example: Kulaklarımda tıkanıklık var.
to use
Example: Bilgisayarımı her gün kullanıyorum.
To be revealed by one's fabric
Example: Kumaşından belli olmakla, güvenilir biri olduğunu kanıtladı.
coupon
Example: Kupon kodunu kullanmayı unutma.
cousin
Example: Kuzenimle birlikte sinemaya gideceğim.
item
Example: Almak istediğin madde burada.
blue
Example: Mavi gökyüzü çok güzel.
purple
Example: Mor bir elbise arıyorum.
cash
Example: Nakit ile ödeme yapılabilir.
grandmother (dialect)
Example: Nene benim en büyük destekçimdir.
payment
Example: Ödemeyi nakit yaptım.
to learn
Example: Yeni bir dil öğrenmek zor ama eğlenceli.
ten
Example: On kitap aldım.
money
Example: Cebimde yeterince para var.
market
Example: Bugün pazar da taze sebzeler aldım.
online shopping
Example: Sanal alışveriş yapmak çok kolay.
yellow
Example: Sarı çiçekler açtı.
to sing
Example: Onlar birlikte şarkı söylüyorlar.
seller
Example: Satıcı çok yardımcı oldu.
to sell
Example: Bu kitabı satmak istiyorum.
eight
Example: Sekiz pasta yapacağım.
basket
Example: Sepetimi doldurdum.
hard
Example: Sert bir yüzeyde çalışmak zor.
thing
Example: Bu şey çok pahalı.
to watch
Example: TV'de bir belgesel seyrediyoruz.
cute
Example: Şirin bir köpek gördüm.
black
Example: Siyah bir çanta alacağım.
often
Example: Sık sık sinemaya giderim.
boring
Example: Bu ders çok sıkıcı.
Not to be a burden on your back
Example: Bütün yük bende, sırtınıza yük olmamak zorundasınız.
nephew/niece (dialect)
Example: Sünü bahçede oyun oynuyor.
installment
Example: Bu ürün için taksit seçeneği var mı?
Not to leave a stone upon a stone
Example: O kadar öfkeliydi ki taş üstünde taş bırakmadı.
dangerous
Example: Bu yol çok tehlikelidir.
grandchild
Example: Torunum benimle oynamak istiyor.
orange
Example: Turuncu balonlar çok güzel.
three
Example: Üç kuzu var.
To engage in trickery
Example: Üç kağıtçılık yapmaktan korkmuyor.
product
Example: Yeni ürünler geldi.
long
Example: Uzun bir yolculuktan geldim.
to give
Example: Öğretmen öğrencilere kitaplarını verdi.
to do, to make
Example: Ödevimi yapmak zorundayım.
slow
Example: Yavaş yavaş ilerliyoruz.
slowly
Example: Yavaşça konuş.
to write
Example: Günlüğüme yazmayı unuttum.
seven
Example: Yedi kitabı bitirdim.
to eat
Example: Akşam yemeği için masa hazırlıyorum.
sister-in-law
Example: Yengem yeni bir iş buldu.
new
Example: Yeni bir telefon aldım.
green
Example: Yeşil çimenler çok taze.
twenty
Example: Yirmi yaşındayım.
year
Example: Bu yıl çok çalışacağım.
way, road
Example: Bu yol çok uzun.
high
Example: Burası çok yüksek bir dağ.
To fall from a height
Example: Başarılı bir dönemden sonra yüksekten düştü.
soft
Example: Bu yastık çok yumuşak.
to swim
Example: Yazın denizde yüzmeyi severim.
weak
Example: O zayıf bir kadındır.
Is there access to the outdoor pool?
Suddenly, everything changed.
Let's review the details of our agreement.
I have reviewed the terms of the agreement.
Are there towels in the bathroom?
A sage kept many secrets.
A wisdom flowed for centuries.
We need to find a solution.
A friend rushed to help.
One day a journey will begin.
Let's go through an example.
Once upon a time in a distant village...
In this context, I kindly request you to consider my proposal.
We need to establish a specific timeline on this matter.
We should find a common benefit regarding this issue.
What is the price of this room?
What are the policies of this hotel?
A great danger was at the door.
What time will check-in be?
The enemy appeared unexpectedly.
How can I pay my bill?
Can we provide more flexibility regarding the price?
How much is the overnight rate?
How can I complete my check-in process?
As the sun rose, new hopes emerged.
We should clearly define our objectives.
We may need to make some concessions to move forward.
Our hero was very brave.
What time is breakfast?
We should focus on developing mutual understanding.
We should consider our mutual interests.
A quest for a lost treasure.
They set out to find the lost spirit.
What is the duration of the accommodation?
The villagers were worried.
The tale begins here.
What are the prices for the drinks in the minibar?
It is important to determine the terms of negotiation.
Is room service available?
How is the room cleaning done?
Is there Wi-Fi in my room?
I would like to change my room.
Everything that happened felt like a dream.
There is no conflict; we can reach an agreement.
What services does the hotel offer?
I would like to make a reservation.
How can I assist you?
It was a night full of secrets.
Ultimately, we need to find a solution that benefits both parties.
In the end, they all came together.
Just at that moment, the sky darkened.
We should consider the needs of both parties.
I am considering your offer.
We should be cautious when evaluating your proposals.
As time passed, everything was forgotten.